Haber Detayı
05 Mart 2014 - Çarşamba 12:05 Bu haber 3624 kez okundu
 
Erkan Art'la New York'ta bir söyleşi
Modanın, sanatın, tiyatronun ve de müziğin başkentlerinden birisi New York. New York'un önemli Türk sanatçılarından Erkan Art ile Atilla Kalpakarslan’ın söyleşisi…
- Haberi
Erkan Art'la New York'ta bir söyleşi

Adana'dan geldiniz ve dünyanın başkenti New York’ta Türkçe albüm yaptınız. Bu 8.000 kilometrelik öyküyü bize biraz anlatır mısınız? 


Amerika’ya gitmeden önce Adana’da bir gençlik harekatı baslatmıştık. Bu hemen 12 Eylül sonrasına rastlar. Hatta Grubun adına Nazar 80 adını vermiştik. Bu bir dans grubu görünümündeydi ama kardeşin kardeşe düşman olduğu, gençlerin ölümleri ve teröre uzanan bu dönemden dolayı gençliğini yaşamayan, geleceğinden endişeli biz gençlerin tepkisiydi. Küçücük bir kıvılcım büyük kitleleri arkasına takmıştı. Nazar 80 Dans Grubu bir dans stüdyosuna daha sonra da Valentino Dans ve Gelişim Merkezi olarak daha geniş kapsamlı bir yapıya büründü. Dönemin Adana Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun bize tahsis ettiği Beyaz Saray adlı merkezde dans dersleri ve düzenli gösteriler yaptık. O günlerde bir de Mersin Atatürk parkında üç tır dorsesini sahne yaptığımız açık hava gösterisini on binler izlemişti. Adana Kapalı Spor Salonu’nda yaptığımız son gösteriye 7 bin kişi girebilmiş ve 7 bin kişi de bilet bulamamıştı. Sabancı Kültür Sitesi’nde “Kaktüs Çiçeği” klasiğinin koreograflığını yaptıktan sonra Akdeniz Bölgesi dar gelmeye başlamıştı. Basında 300 civarı haberimiz çıkmıştı. Hatta o günler henüz albümü olmayan Muazzez Ersoy, Ersan Endura, Kalipso kralı Metin Ersoy’la program yapmıştık. Diğer yandan Coşkun Evcim, Tolga Han ve Hakan Peker’le de okul yapımına katkıda bulunmak adına gösteriler yapmıştık. 1987 yılında Amerika’ya ufkumu genişletmek için gitmiştim. Bir yıl Toledo, Ohio’da Fried Astare stüdyolarında ballroom dansı öğrettim ve soluğu New York’ta aldım. Bu rüyalarımı süsleyen Broadway’le müthiş bir tanışmaydı. Önceleri dans ağırlıklı olan çalışmalarım zamanla müziğe yöneldi.

Bu çalışmayı yapmak zor olmadı mı? 

Elbette her şeyde olduğu gibi başlangıçta zorluklar yaşanıyor. Ama gerçekten istiyorsan her şey vız geliyor. Bilgi ve eğitime susamış bir kişiliğim var. New York’daki tempoya karşı günlerin nasıl geçtiğinin farkında olmuyorsun. Bir dönem sonra geriye baktığında kat ettiğin yolun farkına varıyorsun. Çalışmalar; İngilizce ve dünya çapında olmak zorunda.

 
Albümler üzerinde insan üstü bir emek harcandığı aşikar, Peace Union Rock Band’in hikayesi neydi peki? 


Tarık Akan’la “Mektup” filminde oynayan Zishan Uğurlu, Genji Ito, Sal Rainone gibi sanatçılarla hazırladığım demo albümü bir grupla icra etmek gerektiğinden yola çıkarak 300’den fazla müzisyenin denenmesiyle oluşturduğumuz gruba Peace Union Rock Band Türkçesiyle Barış Müzik Grubu adını verdik. Daha sonra çok sevdiğim Beatles, Pink Floyd, Eagles gibi grupların dağılmasının verdiği acı ve tecrübeyle üyesi olmayan konsept bir grup olmasına karar verdik. O günlerde dünya bugünkü kadar değişik kültürlere açık değildi. Pop-Rock turu bir demo yapmıştık ama benim kafamda bizim Anadolu’dan esintileri olmalı diye düşünürken Avustralyalı yapımcı Theodore Micheal Yannie ile tanıştık. Babasından dolayı o da Anadolu kültürüne aşinaydı. Aynı şeyi o da önerince doğru yolda olduğumu düşünüp albumün bir de World Music denilen dünya müziği versiyonunun muhakkak olmasina gerektiğine karar verdim.

Albüm çalışmalarınız sırasında birçok önemli ülkede bulunmuşsunuz öyle değil mi?  

İlk kayıtları dostluğumuz çok eskilere dayanan Jazz ustası Okay Temiz’in yardımıyla Finlandiya’da yaptık. Albümün biraz jazzy sound olması da ondan kaynaklanıyor. İkinci aşamasını New York’ta tamamladık. New York’taki kayıtlara Ömer Faruk Tekbilik, Atilla Taş, Erdal Çelik gibi birçok arkadas katıldı. Etnikal soundlar için tekrar Türkiye’ye gelmemiz gerekiyordu. Grup Lokomotif’in piyanisti Alper Berksu Anadolu Etnikal Sound süpervizörlüğünü yaptı. Vurmalı çalgılarda Harem Grubu, Şenyaylar Yaylı Grubu, flütte Ercan Irmak, Özkan Uğur gibi birçok sanatçı arkadaş katıldı. İstanbul İmaj stüdyolarındaki kayıtlara Seyyal Taner, Coşkun Sabah gibi birçok sanatçı da ziyaretimize geldi.

Peki neden Güney Afrika'da bir stüdyoyu tercih ettiniz? 

Tüm müzik kayıtları tamamlamıştık albümün miksi için geniş mixing board’lu bir stüdyo ararken dünyanın en büyük stüdyosu önerildi. Güney Afrika’da BOP recording stüdyoları. 25 milyon dolarlık yatırımla yapılmış efsanevi bir stüdyo. Bir de macera işin içine girince hemen gittik. Johanesburg, Safari, Capetown, Mendala çok etkileyici bir yolculuktu.

Prodüksiyon ekibinde birçok önemli ismi görüyoruz

Öyle planlamamıştık. Projeyi gören her sanatçı bir damla da benden olsun mantığıyla katkıda bulundu. Coşkun Sabah’ın tabiriyle milli takım olmuştu. Daha önce saydığım Türk sanatçıların yanında Billy Joel’in saksafoncusu Rich Cannata, Micheal Bolton, Chaka Khan gibi Amerikalı sanatçıların backing vokalleri olan Lisa Hunt ve Biti Strauce, Hamon organı dünyaca meşhur Eric Donley gibi sanatçılar çaldı.  

Bu projeden beklentileriniz neler? 

Dünyamız çok hızlı bir değişim yaşıyor. Artık doğu-batı yok. Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika var. Eğer bu değişim doğru ve düzgün organize edilirse insan onuruna yakışan bir yaşam şekli ortaya çıkacak. Burada da sanatçı ve sporculara çok önemli bir görev düşmektedir. Bu kıtalar arası buluşmadaki kin, düşmanlık gibi unsurları törpülemek ve yok etmek gerek. Rengine, ırkına ve dinine bakmadan tüm sanat ve spor camiasının seferber olması gerekiyor. Yeniden güzel yaşanası bir dünya yaratmak için, global birlik için sanat ve sporun mekik diplomasisiyle müthiş güzel bir dünya dokunabilir. Zaten bu projeyi dünyada en çok konuşulan 10 lisana göre hazırladık. İngilizce ve Turkçesini ben okuyorum. Diğerlerini kendi lisanlarinda ileri gelen sanatçılara okutulacak. Proje en çok konuşulan 10 lisanla tamamlandığında 6 milyar insan tarafından dinlenme imkanı bulacak. Bu da dünyada yeni bir global konsept.

Yeni albümler kapıda diyebilir miyiz? 

Taslakları hazır birçok global proje sırasını bekliyor. Bu projeleri dünyanın önemli metropollerinde gerçekleştireceğiz.

Önümüzdeki çalışmaları yine dünyanın en önemli metropollerinde yapacağınızı belirttiniz. Yoksa New York’tan mı bıktınız? 

Bıkmadım ben zaten New York’ta yaşıyorum. Ama artık dünyada birçok alternatif metropol var. Güney Afrika tecrübesinden sonra her projenin değişik bir metropolde yapılmasına karar verdik. Bundan sonraki tercihimiz Barcelona, tabii bir de işin içinde futbol aşkı var. Bulunduğumuz sürede turist mantığıyla değil oranın sanatını, kültürünü ve yaşamını her yönüyle tanımak var.

O zaman sırada Barcelona var diyoruz. Erkan Bey sanatın her alanıyla ilgilendiğinizi daha önceden de biliyorum. Bizi hangi sürprizler beklemekte? 

Benim çalışmalarım; müzik, sinema ve kitap ağırlıklı. Gelecek projeleri söylemeyelim ve günü gelince yayınlayalım. İngilizce’de meşhur bir deyim var. “Action speaks louder then words” İşidir kişinin aynası.

 

Türkiye’de Piar ve Konser çalışmalarına başlayan Erkan ART, Türkiye Menajeri Atilla Kaplakarslan ile çalışmalarına hız verdi…

 

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Modanın, sanatın, tiyatronun, de, müziğin, başkentlerinden, birisi, New, York, N
Diğer Fotoğraflar
Diğer fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerini tıklayın.
Erkan Art'la New York'ta bir söyleşi
Erkan Art'la New York'ta bir söyleşi
Erkan Art'la New York'ta bir söyleşi
Yorumlar
Haber Yazılımı escort istanbul istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort